< Türkiye Ekonomisi ve Yeni Ekonomi Programı: Sorunlar ve Politika Alternatifleri || Yayınlar

Yayınlar

Türkiye Ekonomisi ve Yeni Ekonomi Programı: Sorunlar ve Politika Alternatifleri

Türk Lirası, 2018 senesine 3,70 seviyelerinde başlarken ekonomi yönetiminde kimse yıl içerisinde 7’lere doğru uzanan bir değer kaybı olacağını tahmin etmemişti. Ancak korkulan oldu, Rahip Brunson krizi, Suriye politikası ve yüksek enflasyon verisi gibi sebeplerden ötürü önü alınamaz bir değer kaybı başladı. Ardından ekonomi yönetimi bir dizi önlemler aldı. Özgürlük Araştırmaları bu analizinde alınan önlemlerin bu krizden çıkmak için doğru reçete olup olmadığını inceledi.

“ABD merkez bankasının enflasyonu kontrol altına almak amacıyla faizleri yükseltmeye başlaması gelişmekte olan ülkeler için bu güzel günlerin sonunu getirdi.”

Krizin öncü sinyallerinin FED’in faiz artırması ile geldiğine değinen analiz, TCMB’nin faizleri yükseltmede geç kaldığını vurguladı. Bu süreçte Türk Lirası’nın değer kaybının önemli nedenlerinden birinin de ABD ile yaşanan Rahip Brunson Krizi olduğunun altı çizildi

“Ekonomik durgunluktan çıkılması için yapılması gereken sorunun kabul edilip bir hasar bilançosu oluşturulması ve kısa vadede bu hasarın nasıl giderileceğine ilişkin bir yol haritası sunulmasıdır.”

Krizden çıkmanın öncü koşulunun öncelikle krizde olduğunu kabul etmek olduğuna değinen analizde, bu süreci atlatmak için alınması gereken önlemlerden bahsedildi. Mart 2019’daki yerel seçimlerden ötürü gereken politikaları uygulamanın gecikeceğine, hükümetin seçim öncesi siyasi risk almak istemeyeceğine vurgu yapıldı. Ardından bakılması gereken ilk hususun özel sektör borçluluğu olduğu ve Merkez Bankası karının hazineye aktarılması hamlesinin özel bankaları tedirginliğe sevk ettiğini ve bankaların kredi vermeyi durdurduğunu, bunun özel sektörün borçlarını çevirmesine olumsuz etki yaptığına değinildi.

“Ayrıca iflasların piyasa ekonomisinin bir parçası ve piyasada kötü yönetilen şirketlerin elenmesi için bir fırsat olduğu unutulmamalıdır.”

“Karların bireysel olup zararların toplumsallaştırılması piyasa ekonomisinin işleyişine karşıdır. Ancak siyasetçiler ikballeri için çok fazla şirketin batmasından kaynaklanan bir sosyal huzursuzluğu göze almak istemeyebilirler. Bu durumda en azından hangi borçların vergi ödeyen insanlar tarafından ödeneceğine dair hesapların iyi yapılması gerekmektedir.”

“Mülkiyet haklarının korunması, hukukun üstünlüğü ve ifade hürriyeti gibi alanlarda yapılacak iyileştirmeler yerli ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışının olumlu yönde değişmesine katkıda bulunacaktır.”

Mülkiyet haklarının korunmasının önemine değinilen analizde, sürdürülebilir büyüme için hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü gibi kavramların ekonomik kalkınma için olmazsa olmaz şartlar olduğuna vurgu yapıldı.

“YEP hedeflerine ilişkin bir başka soru işareti büyüme hedefi ile ilişkiliydi. 2018’in ilk yarısında %6,3 olarak gerçekleşen büyümenin hedeflenen 3,8 düzeyine düşmesi için son çeyrekte negatif büyüme oranlarının gerçekleşmesi gerekir ki bunun gerçekleşme ihtimali yüksek gözükmektedir.”

YEP’te yapılan büyüme, işsizlik, bütçe açığı ve enflasyon gibi tahminlere değinen analizde, genel değerlendirme gerçekçi olduğu yönündedir. Raporda kamu harcamalarında kısıtlamalar öngörülürken gelecek yıllardaki büyüme hedefleri uzmanlar açısından soru işareti oluşturduğuna değinildi. Aynı zamanda, enflasyon sorununun “soğan deposu baskını” ile çözülemeyeceğine, çözülmesi için Merkez Bankası’nın siyasi baskılardan arındırılması gerektiğinin altı çizildi.

“Sonuç olarak, YEP iyi niyetle hazırlanmış birçok doğru hedefi ve politikayı barındıran ancak -belki aceleye geldiği için- bunu yeterince gerekçelendiremeyen, uygulamaların nasıl olacağını yeterince açıklayamayan bir belge niteliğindedir.”

Hedefler dışında YEP’e birkaç eleştiri yöneltilmiştir. Bu eleştiriler, programın IMF’e alternatif olarak sunulmasıdır. Aynı zamanda Türkiye’nin tasarruf sorununa değinilmemiştir. Hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları ve demokratik hakların gelişimi konusuna programda hiç değinilmemiştir. Ancak en önemlisi “Hükümetin bu programda taahhüt ettiklerini yapacağının garantisi nedir?” sorusunun cevabı mevcut değildir. Bu özellikleriyle YEP’in potansiyel yatırımcıları ikna etme yeteneğinin düşük olduğu düşünülmektedir.

Raporu incelemek için tıklayınız