Türkiye’de Siyasal Dönüşüm Ekonomiyi Uçurur mu?

AK Parti hükümeti, 2023 Vizyonunun gerçekleştirilme sürecindeki başarısızlığı, Türkiye’deki siyasal ve kültürel sistemin yetersizliğine bağlama eğilimindedir.

Türkiye’de Siyasal Dönüşüm Ekonomiyi Uçurur mu?

Türkiye’yi 2023 vizyonu çerçevesinde dünyanın en büyük 10 ülkesi arasına sokma hayallerinin boş olduğunun bizatihi AK Parti yöneticileri tarafından da görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu boşluk ve hayal kırıklığı Türkiye’yi hem siyasal hem de kültürel açıdan dönüştürme hayalleri ile telafi edilmeye çalışılmaktadır. Bu amaçla, büyük ekonomik hedeflere ancak siyasal ve kültürel yapıların ve düzenin kökten değişmesi ile ulaşılabileceği argümanı güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Burada kısaca cevaplandırılması gereken sorular: 2023 vizyonunun neden imkansız hale geldiği; büyük ekonomik dönüşümü mümkün kılacak yani Türkiye’yi “uçuracak” bir siyasi ve kültürel dönüşüm ihtiyacının olup olmadığı; Türkiye’yi siyasal ve kültürel olarak dönüştürmenin ne ölçüde mümkün olacağı ve son olarak da hayal edilen siyasal ve kültürel dönüşüm ile ekonomide bir mucize yaratılıp yaratılamayacağıdır. AK Parti hükümetinin büyük coşkuyla ve övünçle ilan ettiği 1923 vizyonuna ulaşılamayacağı ve hatta anlamlı ölçüde yaklaşılamayacağı artık kesinlik kazanmıştır. AK Parti iktidarı döneminde Türkiye’nin Dünya GSYIH sıralamasındaki yerinde bir iyileşme olmadığı gibi 17 sıradan 18. sıraya bir gerileme söz konusu olmuştur. Çünkü olumlu dünya konjonktürü nedeniyle sadece Türkiye değil, diğer gelişmekte olan ülkeler de milli gelirlerini birkaç kat arttırabilmiş ve bazıları Türkiye’den daha hızlı gelişebilmiştir. Kişi başına gelir açısından da bir gerileme söz konusudur. İhracat performansında bir önceki yıldaki seviyeyi tutturmada güçlük sağlandığı bir duruma gelinmiştir. Böylece ilk on ülke arasına girmek bir tarafa, ilk 20 arasındaki yerin korunması bir başarı ölçütü haline gelmiştir. Türkiye’nin 2010–11 den bu yana yaşadığı ekonomik başarısızlık büyük projeler ve açılış törenleri ile kapatılmaya çalışılsa da mızrağın çuvala sığmayacağı bir durum söz konusudur. 2023 vizyonunun neden imkansız hale geldiği sorusuna dört konunun altı çizilerek cevap verilebilir. İlk olarak 2023 hedefleri abartılı ve siyasal propaganda amaçlı hedeflerdir. Bu hedefler gerçekleştirilmek için değil, siyasi bir beklenti yaratarak iktidarı garanti etmek amacıyla ortaya atılmıştır. İkinci olarak AK partinin ilk yıllarında iyi performansı yaratan küresel koşullar 2008–2009 krizinden sonra değişmiş ve özellikle uluslar arası kaynak bolluğundan yararlanma imkanı önemli ölüde azalmıştır. Üçüncü olarak Türkiye’nin 2010–11 den itibaren rekabetçi piyasa ekonomisi anlayışını terk ederek, yolsuzluk ve ayrımcılığa dayalı bir çeşit “ahbap çavuş kapitalizmi” uygulamasına geçiş yaptığı izlenimi güç kazanmıştır. Böyle bir sistem ile mevcut mütevazi performansın gerçekleşmesi bile bir mucizedir. Son olarak AK Parti hükümeti özellikle 2014 yılından itibaren hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığını, adil ekonomik rekabetin olmazsa olmazı olan bütün özgürlükleri hızla tahrip ederek özgürlükçü demokrasi standartlarını geriye çekmiş ve Türkiye demokratik olmayan ülkeler kategorisinde gösterilmeye başlanmıştır. Nihayet AK Parti hükümeti Türkiye’ nin geleceğini Ortadoğu bataklıklarına sürükleyen çok yanlış tercihler yaparak komşularla ilişkilerini bozmuş ve öngörülemez bir ülke haline gelmiştir. AK Parti hükümeti, 2023 Vizyonunun gerçekleştirilme sürecindeki başarısızlığı, Türkiye’deki siyasal ve kültürel sistemin yetersizliğine bağlama eğilimindedir. Bu çerçevede Erdoğan, iki konuya özel önem atfetmektedir. Bunlardan birincisi Türkiye’nin başkanlık istemine geçmesidir. Başkanlık sisteminin temel özelliği de her konu ve alanda “büyük liderin” hızlı karar almasını ve uygulamasını mümkün kılan yetki temerküzünün sağlanmasıdır. Diğer taraftan yargının, muhalefetin ve basının da ayak bağı olması engellenmelidir. Kısaca ifade etmek gerekirse, Erdoğan’ı süper yetkilerle donatacak ve ömür boyu iktidarda tutacak bir sistemin oluşturulması istenmektedir. Erdoğan’ı ömür boyu iktidarda tutacak bir sistemin oluşturulabilmesi için Türkiye’de kültürel olarak bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiği konunun ikinci boyutunu oluşturmaktadır. Bu dönüşümün: Batı dünyası ve AB ile ilişkilere alternatif oluşturacak şekilde İslam dünyası ile ilişkilerin geliştirilmesi; “Eski Türkiye’nin” kültürel mirasının geri plana atılması ve İslami mirasın ön plana çıkarılması; Bazı vakıfları ve imam hatip okullarını güçlendirerek zaman içinde Sünni geleneğin bürokrasiye hakim olmasının sağlanması; İş dünyasında AK Partiyi destekleyen teşebbüslerin ve STK ların hakimiyetinin sağlanması vs. yoluyla gerçekleştirilebileceğinin düşünüldüğü izlenimini veren gelişmeler olmaktadır. Böylece Türkiye’de seçimlerin tek ve değişmez galibinin AK Parti olması garanti altına alınmış olacaktır. AK Parti Türkiye’nin siyasal ve kültürel açıdan köklü bir dönüşüme ihtiyacı olduğuna kendi yandaşlarının tamamına inandırma zorluklarını göz önünde bulundurarak bu alanda küçük adımlarla ve sabırlı bir biçimde ilerlemeyi tercih eder görünmektedir. Böylece Türkiye’nin her geçen gün daha otoriter ve daha Sünni -Müslüman bir kimliğe büründüğü kanaati kuvvet kazanmaktadır. Bu “ilerlemelerin” çoğu zaman anayasa ve yasalar ihlal edilerek ve yetkiler aşılarak yapıldığı iddiaları da giderek yoğunlaşmaktadır. Türkiye’nin ekonomik açıdan tıkanma nedeninin yönetimdeki istikrarsızlık veya yönetimin yetki yetersizliği olduğunu ileri sürmek mümkün görünmemektedir. Pratikte Sn. Cumhurbaşkanı hem yürütmeye, hem yasamaya hem de belli ölçülerde yargıya ve dördüncü kuvvet olan basına hakim durumdadır. Avrupa Birliği çıpası da çoktan etkinliğini kaybetmiş durumdadır. Diğer bir ifade ile Türkiye’de siyasi iktidarın hareket alanını sınırlayan hiçbir etkin denge ve denetleme mekanizması kalmamış görünmektedir. Bu çerçevede yapılacak siyasal dönüşüm, pratikte siyasi iktidarın sahip olduğu güçte önemli bir değişiklik yapmayacaktır. Aksine siyasal iktidarın amaçladığı dönüşümler Türkiye’yi daha güvenilmez ve öngörülemez bir ülke haline getirerek mevcut gelişme potansiyelinin daha da kısıtlanmasına yol açacaktır. Siyasi iktidarın sosyo- kültürel alanda hem devlet hem de sivil toplum gücünü kullanarak gerçekleştirmek istediği İslamlaştırma veya Osmanlılaştırma çabaları siyasi iktidarın beklediği dinamizmleri sağlamayacağı gibi kutuplaşma ve çatışma alanlarının artmasına neden olacaktır. Esasen İslam’ın veya Osmanlı’nın değerlerinin yaygınlaştırılması veya hakim hale getirilmesi ile iktisadi kalkınma dinamiğinin geliştirilebileceğini savunan bir görüş mevcut değildir. Kültürel dönüşümün esas amacı siyasi iktidarın devamlılığını garanti altına almaktır. Sonuç itibariyle siyasal iktidarın , yaşanılan nispi iktisadi başarısızlığın aşılabileceği ümidini ayakta tutmaya çalıştığı ve başarısızlıkların sorumluluğunu siyasi ve kültürel dönüşümün engellemek isteyen “muhalefete” yüklemeyi amaçladığı izlenimi doğmaktadır. Bu arada bazı büyük projeleri devreye sokarak sahip olunan medya gücüyle sonuç alınabileceği düşünülmektedir. Siyasi iktidarın yıllarca ilerlediği doğru yolu terk ederek sonuç vermeyecek riskli dönüşümlere bel bağlaması hem kendisi hem de Türkiye için büyük talihsizliktir.