Son zamanlarda Türkiye’de olup-bitenler, başka birçok şey yanında, “adalet”le ilgili kadim sembollerin anlamını da yeniden hatırlamamızı gerektiriyor. Malum, adaletin Roma dönemine kadar geri giden kadim ikonografisinin merkezinde, bir elinde kılıç bir elinde terazi tutan ‘’Adalet Tanrıçası’’ Justitia yer alır. Adaletin temsilinde ayrıca Justitia çok kere gözü bağlı olarak resmedilir.

‘’Adalet terazisi’’, adaletin öncelikle dengenin korunmasıyla ilgili olduğunu belirtir, ama daha önemlisi terazinin adaletin objektif ve tarafsız olarak işlemesini ifade etmekte olmasıdır. Adalet, sorunların terazide objektif olarak tartılmasını ve tabiî öncelikle bu objektif standardın hukuk ilkelerinde yansımasını gerektirmektedir. Bununla uyumlu olarak, terazinin bir anlamı da hukukun hak veya doğruluk olarak anlaşılması gereğidir.

‘’Kılıç’’a gelince, ilk bakışta zannedilebileceği gibi, bu yalın devlet gücünü temsil etmez.  Adalet tanrıçasının bir elindeki kılıcın asıl temsil ettiği şey yalın egemenlik veya iktidar olmayıp, adaletin hükümlerini uygulayan ve onun güvencesi olan otoritedir. Adaletin hâkim olması adalet mekanizmasının onu uygulayacak manevî ve icraî otoriteye sahip olmasına bağlıdır. Kılıç ayrıca devletin yargısal süreci koruma kararlılığını da ifade eder. Kılıçta sembolleşen otorite aynı zamanda masumun koruyucusudur.

‘’Adalet Tanrıça’’sının belirgin bir özelliği de onun gözünün bağlı olmasıdır. Gözbağı sembolünün bir anlamı yargıcın karar verirken duygularının etkisinden arınması ve olayları aklın soğuk muhakemesinden geçirmesidir. Yargıçlık bir yanıyla bilgeliktir. Gözü bağlı yargıç bilgileri de sadece hukukun süzgecinden geçirerek almak durumundadır. Bu anlamda göz bağı hâkimin sadece “vicdanî kanaati’’ne göre hüküm vermesini ifade eder.

Fakat gözbağı sembolünün en güçlü anlamı Justitia’nın tarafsızlığı temsil ettiğini göstermesidir. Justitita’nın gözü bağlıdır, çünkü adaletin gerçekleşmesi için hâkimin uyuşmazlığın taraflarının kimliklerine de bakmaması gerekmektedir. Kör değil de gözü bağlı olduğuna göre, Justitia isteseydi görebilecek olduğu şeyleri bilinçli olarak görmemeyi tercih ediyor demektir. Mahkemesine gelen davacıların veya tanıkların sosyal veya siyasî statüleri, gözbağı sayesinde Justitia’yı etkilemez veya korkutamaz. Gözü bağlı yargıç yargılama esnasında konumu ne olursa olsun herkese eşit nazarla bakacak ve o somut olayda hukukun ne olduğunu sadece vicdanına göre belirleyecektir.

Gözbağı sembolünün işaret ettiği ilkeler özellikle yargıcın egemenle olan ilişkileri bakımından önemlidir. Hâkimler kurulu bir egemenlik yapısı içinde hareket ediyor olasalar da, adalet dağıtırken iktidardan bağımsız olmaları ve ona karşı eleştirel bir mesafeyi korumaları gerekir. Justitita’nın en önemli görevlerinden biri iktidara (devlete) karşı doğruyu söylemektir. Onun içindir ki, yargı bakımından tarafsızlığın asıl anlamı onun devletle ilişkisinde ortaya çıkar. Çünkü, en zor olan bu anlamda tarafsızlığı gerçekleştirmektir.

Bir ülkede hukukun ve adaletin egemen olması, her şeyden önce, adalet mekanizmasının, burada belirtilen anlamda “gözünün bağlı” olmasına bağlıdır. Gözün bağlı olması, elbette, yargıcın kendisini dış dünyaya büsbütün kapatması, içinde yaşadığı toplumdan soyutlaması gerektiği anlamına gelmiyor. Bu anlamda bir gözü-bağlılığı eleştirmekte haklı olabiliriz. Ne var ki, gözbağı çözülmüş bir yargıcın kamu otoritesinin -özellikle de çıplak gücün- taraf olduğu bir davada adil karar vermesi hiç de kolay değildir. Aynı şekilde, gözünü adalet dışı mülâhazalara ve özellikle de kurulu egemenlik yapısının duyarlılık ve önceliklerine açan bir yargıcın kararından adalet çıkmayacağı gibi, bu kararın “vicdanî” olduğu da artık söylenemez.

Öte yandan, adalet terazisi hassastır da. Terazinin dengesinin şaşmaması için, Justitia’nın elindeki kılıcın da rolünü şaşırmamış olması gerekir. Kılıcın temsil ettiği güç başlı başına bir değer değildir; onu değerli yapan hukukun ve adaletin hizmetinde olmasıdır. Onun için, kılıç ehli de adalet mensupları da Justitia’nın kılıcının adalet terazisi için bir tehdit değil, güvence olduğunun idrakinde olmalıdır.  Kılıcın terazinin güvencesi olmadığı ve ona güven vermediği yerde adalet değil güç hâkim olur.

Uygarlığın belki de en karakteristik ölçütü kılıcın adalete boyun eğmesidir. Adaletin kılıca boyun eğdiği bir ülke ise uygarlık evreni içinde yer aldığını iddia edemez. (Radikal, 28 Nisan 2006)

Önceki İçerikOrtak İyi, Adalet ve Adam Smith
Sonraki İçerik2022 HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ENDEKSİ (WJP)
Avatar photo
Mustafa Erdoğan lisans ve lisansüstü eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı; 1991’de Doçent, 1997’de Profesör oldu. İdarî yargıda (1983-85), Ankara Üniversitesi (1985-1990), Hacettepe Üniversitesi (1991-2010) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde (2010-2016) öğretim üyesi olarak çalıştı. Çeşitli tarihlerde Prof. Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhtelif üniversiteler ve düşünce kuruluşlarında misafir araştırmacı olarak bulundu. Türkiye Bilimler Akademisi’nin aslî üyesi olan Prof. Erdoğan’ın başlıca eserleri şunlardır: Hukuk ve Adalet (2. b., 2022); Liberal Perspektif (2021), Türk Anayasa Hukuku (2. b., 2019), Anayasa Hukukuna Giriş (2. b., 2019), Özgürlük, Hukuk ve Demokrasi (2018), İnsan Hakları: Teorisi ve Hukuku (5. b., 2018), Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset (9. b., 2016), Anayasal Demokrasi (12. b., 2015); Aydınlanma, Modernlik ve Liberalizm (2006); Anayasa ve Özgürlük (2002); Demokrasi, Laiklik, Resmî İdeoloji. (2 b., 2000)