Sol Görüşlü Entelektüeller Heyecanlı: Korona ve Kapitalizmin Sona Erişinin Hayali

''Bu sefer cesaretimizi kaybetmeye zamanımız yok. Gelecek, heybesindeki düşünceleri için daha fazla savaşmayı göze alanlar tarafından belirlenecek.”

Sol Görüşlü Entelektüeller Heyecanlı: Korona ve Kapitalizmin Sona Erişinin Hayali

2008/2009 küresel finans krizinin kapitalizmin çöküşüne yol açmaması sol görüşlü entelektüelleri hayal kırıklığına uğratmıştı. Şimdi ise kapitalizmin bulunmadığı bir dünya hayallerini korona virüse bağladılar. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kapitalizm karşıtları, koronavirüsün yol açtığı krizin, sonunda kapitalizmin beklenen sonunu getireceği umudunda birleştiler. Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya, Fransa veya Almanya fark etmeksizin her ülkede, anti-kapitalist entelektüeller 2008 küresel finans krizinin kapitalist sistemin çöküşünü tetikleyeceği düşüncesinde birleşmişlerdi. Fakat kapitalizm ve neoliberalizm kendilerini bir şekilde tekrar kurtarmayı başardı. Şimdiki iddiaları ise: Bu sefer farklı olabilir- olmalı!

Toplumsallaştırma ve Ekonomik Gücün Demokratikleştirilmesi

Sol görüşlü Amerikan tarihçisi ve sosyolog Mike Davis, içinde bulunduğumuz krizi; büyük ilaç firmalarını, pandeminin günah keçileri ilan etmek için bulunmaz bir fırsat olarak nitelendiriyor. Davis’e göre, bu firmaların gücü nihayet kırılmalı. İkinci bir “New Deal”dan daha fazlasına ihtiyaç var, “toplumsallaştırma ve ekonomik gücün demokratikleştirilmesinin tam zamanı” diyerek argümanını destekliyor. Sosyalist terminolojide bu ifadeler millileştirme yerine kullanılıyor ve nasıl oluyorsa kulağa daha hoş geliyor. “Şu anki pandemi, bu savı daha öteye taşıyor: gerçek manada bir uluslararası sağlık hizmetleri altyapısının eksikliğinde, kapitalist küreselleşme biyolojik olarak sürdürülemez görünüyor. Eğer ki; halk hareketleri, büyük ilaç firmaları ve kâr odaklı sağlık hizmetinin gücünü sekteye uğratmazsa, böyle bir altyapı hiçbir zaman var olamayacak. Bu, İkinci New Deal ve daha ötesinde; insanlığın varlığını sürdürmesi için, bağımsız sosyalist bir dizayn gerektirir. ‘Wall Street’i İşgal Et’ günlerinden beri, terakkiperverler, gelir ve zenginlik adaletsizliğine karşı mücadeleyi başarılı bir şekilde ilk sayfaya taşıdılar- büyük bir başarı! Fakat şimdi sosyalistler, bunu bir adım daha ileri götürmeli ve sağlık sistemi ile ilaç sanayisini hedef alarak, toplumsallaştırmayı ve ekonomik gücün demokratikleştirilmesini savunmalılar.”

Fransız ekonomist Thomas Pikkety, zenginliğin radikal bir şekilde tekrar dağıtılması çağrısı yapan yeni kitabının lansmanında, korona krizi sürecinde devlet eliyle yapılan büyük çaplı ekonomik müdahalelerin, hükümetlere ekonomiyi ne kadar düzenleyebileceklerini gösterdiğini anlattı.

Yeşil New Deal

Kanadalı küreselleşme karşıtı aktivist Naomi Klein, korona krizinin bir çeşit “evrimsel sıçrama”nın katalizörü olabileceğini söylüyor. Nasıl Büyük Buhran Roosevelt’in New Deal’ına yol açtıysa, koronavirüs salgını da Yeşil New Deal için gerekli fırsatı sağlayabilir: “Esasında, bu kriz bir evrimsel sıçramayı başlatabilir. 1930’ları düşünün, Büyük Buhran’ın New Deal’a sebebiyet verdiği zamanları… Buna Yeşil New Deal diyoruz. Geçen yüzyılın kirli endüstrilerini kurtarmak yerine, önümüzdeki yüzyılda bizlerin emniyetini sağlayacak olan temiz endüstrileri desteklemeliyiz. Geçmişin bize öğrettiği bir şey varsa o da şok anlarının son derece değişken olduğudur. Ya bir sürü kaybımız olur, elitler tarafından soyulur ve yıllarca bedelini öderiz, ya da birkaç hafta öncesinde imkânsız görünen bizleri daha da ileri taşıyacak zaferler kazanabiliriz. Bu sefer cesaretimizi kaybetmeye zamanımız yok. Gelecek, heybesindeki düşünceleri için daha fazla savaşmayı göze alanlar tarafından belirlenecek.”

Sosyal ve Ekonomik Hayatımızın Temelleri Tekrar Düzenlenene Dek

Tüm solcu entelektüeller, 2008 yılında kırılan umutlarını korona krizinin yeşertmesini ümit ediyor. Toplumun en baştan tekrar düzenlenmesi ve kapitalizmin ortadan kaldırılmasını arzuluyorlar. Britanyalı sosyolog ve siyasal ekonomist William Davies bir yazısında şöyle diyor: “Hâlihazırda 2020 ve sonrasının, 1970’lerin krizlerinden farklı olacağını görebiliyoruz. İlk olarak, yayılması küresel kapitalizmin uçuş yolları üzerinden olmuşken - iş seyahati, turizm ve ticaret amaçlı- temel nedeni ekonomi dışı kaynaklıdır. Yol açacağı yıkımın boyutu, neredeyse hiçbir ekonomistin sorgulamadığı, küresel kapitalizmin temel özelliklerinden yani yüksek düzeyde uluslararası bağlantı ve birçok insanın iş piyasasına bağımlı olmasından başkası değil. Sabit kur uygulaması ve toplu iş sözleşmesi Keynesyen ekonominin temel ilkeleri iken, bahsi geçen özellikler herhangi bir ekonomi politiğinin temelini oluşturmuyor. Aksine bunlar kapitalizmin vasıflarıdır. 2020’nin ehemmiyetinin tam olarak idrak edilmesi yıllar veya on yıllar alacak. Fakat şundan emin olabiliriz ki; hakiki manada küresel bir kriz olan 2020, aynı zamanda küresel bir dönüm noktası. Yakın gelecekte, bizleri çokça duygusal, fiziksel ve ekonomik sıkıntı bekliyor. Ama bu çapta bir kriz, sosyal ve ekonomik hayatımızın temellerinin büyük bir bölümü tekrar düzenlenmeden, kesinlikle çözülemeyecek.”

Neoliberalizmin Sonu

Ulrike Herrmann ünlü bir Alman anti-kapitalist. Kendisi, kapitalizmi eleştiren birkaç kitap kaleme aldı. Herrmann da korona krizinin sunduğu fırsatları övmeye başladı. Makalesinin başlığı: “Korona Neoliberalizmin Sonuna Şahitlik Ediyor. Bir Teorinin Bitişi”. Makalenin devamında şunu belirtiyor Hermann: “Korona krizi avantajlar sunuyor.” Korona virüsünün “neoliberal ideoloji”yi gömmesini umuyor ve bu ideolojinin, 1980’lerin başından beri Batı dünyasını, sözde domine ettiğini iddia ediyor. “İki önde gelen politikacı, bir keresinde net bir şekilde, piyasa radikallerinin nasıl merhametsizce düşündüklerini özetlemişlerdi: Britanya Başbakanı Margaret Thatcher, toplum diye bir şeyin olmadığını söyledi. Onun dünya görüşüne göre, sözüm ona hepimiz, sadece kendisiyle ilgilenen bireyleriz. Göreve başlama konuşmasında, ABD Başkanı Ronald Reagan da neoliberal düşünceyi müthiş biçimde hulasa etti: ‘Hükümet sorunlarımızın çözümü değildir. Hükümet problemin ta kendisidir.’ Devleti, serbest piyasaya dümeni ele geçirmesi için yer açmak adına küçülttü. Emeklilik fonlarını özelleştirdi, finansal piyasalara devlet müdahalesini kaldırdı, devlet varlıklarını sattı ve zenginlere vergi indirimi sağladı. Bu anlayışın bir kopyası Almanya’da uygulandı. ‘Piyasalar’ şu an büyük kayıplar veriyor; çünkü gelecek sadece güvenilir bir şekilde hesaplanabildiği müddetçe çalışabiliyorlar. Borsalar, yarının kârlarını fiyatlıyor.”

Lakin Herrmann’a göre; koronavirüs krizi “birlikteliğe- yani devlete- alternatif olmadığı”nı gösteriyor. Anti-kapitalistlerin, devlet ve birliktelik kavramlarını aynı anlamda kullanması, karakteristik olduğu kadar tuhaf. Herrmann diyor ki “bu ders çok önceden; 2008 finansal krizinin şafağında çıkarılabilirdi. Ama o zamanlar neoliberaller aşırı basit teorilerini yine kurtarmayı başardılar. Nefes kesen bir el çabukluğuyla, gerçekte bankalar kötü krediler kullandırdığı halde, vicdansızca aşırı borçlananın hükümetlerin kendileriymiş gibi davrandılar. Ancak; banka kuruluşları kurtarılmaya ihtiyaç duyduğunda, bu borç devlete kaldı. Ama bu sebep sonuç ilişkisi zinciri zamanla kayboldu ve asıl olan sadece sonuç oldu: devletlerin borçluluğu arttı, bu yüzden krizin ‘özerk borç krizi’ olma zorunluluğu hasıl oldu. Neoliberaller, masallarını dallandırıp budaklandırabildiler, zira finansal kriz karmaşıktı. Fakat koronavirüste durum aynı değil.; ‘piyasa’, bir virüs salgınının doğurduğu ekonomik sonuçların altından kalkamıyor: bu herkes için aşikâr. Bu sebeptendir ki herkes devletin devreye girmesi için haykırıyor.” Kapitalizm eleştirmeni Ulrike Herrmann’ın söyleyecekleri bu kadar.

Tehlikeleri Hafife Alma

ABD, Kanada, Büyük Britanya, Fransa ve Almanya’daki solcu entelektüellerin eleştirileri, ikna edici değil. Esasen korona krizinin piyasanın değil, devletin başarısızlığını gözler önüne serdiği kuşkusuz. Devletin, felaketten koruma ve salgına hazırlıklı olma gibi konularda örneğin güçlü olması gerekirken, çoğu ülkede kabiliyetsiz, hazırlıksız ve zayıf olduğu görülmüştür. Ve lakin, uyarı işaretleri ayan beyan ortadaydı: örnek vermek gerekirse, Bill Gates yıkıcı bir salgının geleceğini yıllardır öngörmekteydi, ama politikacılar bunun yerine başka konulara odaklanmayı tercih etti.

Ana problemimiz an itibariyle şu: devlet güçlü olması, çok güçlü olması gerektiği bir durumda, son derece zayıf. Avrupa veya Amerika’daki politik gündemin neoliberaller tarafından belirlendiği iddiası, bir peri masalından ibaret. Ne yazık ki, Reagan ve Thatcher dönemleri çok geride kaldı. On yıllarca, devlet ve merkez bankalarının asli görevlerini (örneğin, altyapı) ifada başarısız olurken, ekonomiye daha çok müdahil olduklarını gördük.

Şimdi çok dikkatli olmak gerekiyor: 12 sene önce anti-kapitalistler hakkaniyetli davranmayarak, finansal krizi bir kapitalizm krizi olarak nitelendirdiler. Finansal krizin bir piyasa başarısızlığı ve serbestliğin sonucu olduğuna dair yanlış anlatı, o günden beri insanların birçoğunun zihninde yer edindi. Şimdi de solcu entelektüeller, totaliter devleti meşru göstermek adına, koronavirüs krizini farklı bir çerçeveye oturtmak için tekrar ellerinden geleni yapıyor. Maalesef, başarılı olma ihtimalleri bir hayli yüksek.

Yazar: Rainer Zitelmann

Yayınlanma Tarihi: 30 Mart, 2020

Orijinal Metnin Kaynağı: https://bit.ly/2MvVVT7