Adalet toplum olarak barışçı bir biçimde bir arada yaşamanın ön şartıdır, adaletin olmadığı yerde toplumu bir arada tutmak ve düzeni sağlamak daha fazla cebir kullanımına ihtiyaç gösterir. Bu demektir ki, toplumsal kurumların bir özelliği olarak adalet başlı başına bir erdem olmanın yanında, akıllı yöneticiler onu ‘’hikmet-i hükûmet’’in bir gereği olarak da görmek durumundadırlar.

Adalet onun kadar yaygın olan başka bir kavramla, genel veya ‘’ortak iyi’’ kavramıyla yakından ilişkilidir. O kadar ki, başta Cicero olmak üzere Stoacı düşünürlerden başlamak üzere kimi yazarlar bu iki kavramı neredeyse eş anlamda kullanmaktadırlar. Adalet ile ortak iyi veya ortak yarar kavramlarının eş anlamlı olarak kullanılması aslında Aristoteles’e kadar geri götürülebilir. Bu görüşte olan yazarlara göre, adil bir yasa toplumun ortak yararına hizmet eden yasa, adil bir yönetici de toplumun genel çıkarını gözeten bir yöneticidir. Ortaçağlarda da ‘’kamu yararı’’ndan veya ortak iyilikten genellikle barış ve adaletin korunması anlaşılıyordu.

Bunun gibi, günümüzde de ‘’ortak iyi’’yi barışçı toplumsal düzenin sürdürülmesi olarak gören düşünürler vardır. Ancak, ‘’ortak iyi’’nin gerçekleşmesini sağlayacak barışçı toplumsal düzen, tanımı gereği özgür bir düzen olmak zorundadır. F. A. Hayek’in kendi ifadesiyle, özgür bir toplumun düzeni, kaçınılmaz olarak, bireylerin ‘’çok sayıda bilinmeyen farklı amaçlarının izlenmesini kolaylaştır’’maya elverişli bir düzen olacaktır.  

Buna benzer şekilde, J. Barden ve T. Murphy’ye göre de ortak iyi insanların toplum içinde kendi bireysel ve kolektif amaçlarını izlemelerine izin veren bir çerçevedir.  Bu bağlamda, hukukun amacı da içinde insanların kendi hayatlarını barışçı bir şekilde yaşayabilecekleri bir toplumsal düzeni mümkün kılmaktır. Hayek bunu özgür bir toplum olmanın da ön şartı olarak görmektedir. Buna göre, özgür ve adil toplum başta hukuk olmak üzere toplumsal kurumların bireylerin çok çeşitli amaçlarının gerçekleştirilmesine hizmet edebilecek ‘’adil davranış kuralları’’na dayanması gerekir. 

Ortak iyi ile adaletin ilişkisi Adam Smith’te başka bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Smith’e göre, adaleti koruyan toplum aynı zamanda ortak iyiye, onun kendi deyimiyle ‘’iyi-yönetilen toplum’’a hizmet eder. Smith ‘’iyi-yönetilen toplum’’un üç unsurunu şöyle belirtmektedir: (1) Herkesin ‘’hayatını ve kişiliğini’’, (2) her bir vatandaşın mülkiyetini ve diğer sahip olduklarını, (3) her bir kişinin ‘‘kişisel haklarını veya başkalarının [verdikleri] sözlerden kaynaklanan hak edişlerini’’ korumak. İyi yönetilen toplum işte bu kurumlar sayesinde ortak iyiliğe hizmet eden bir toplumdur. Bu gereklilikler aynı zamanda adaletin sütunlarıdır; bunları korumak demek, pratik olarak, kişileri köleleştirmemek, onlardan çalmamak veya onları aldatmamak demektir.

Bu çerçeve içinde, kişilerin kendi amaçlarını gerçekleştirmek için başvuracakları tek yol, muhataplarına reddetmekte özgür oldukları gönüllü iş birliği teklif etmektir. Yani, Smithgil adalet başkalarının benimle iş yapmama seçeneğini korumaktadır, bu da benim sadece kendimin değil başkalarının da çıkarlarını göz önünde bulundurmam hususunda beni eğitir. Aynı şekilde, benim kendileriyle iş yapmama seçeneğim de başkalarını sadece kendilerininkini değil benim çıkarlarımı da göz önüne alma hususunda eğitir. Böylece, her bir bireyin kendi durumunu iyileştirme arzusu, bir ‘’görünmez el’’ aracılığıyla, onu kendisinin hiç de kastetmediği bir amacı desteklemeye –yani, başkalarını yararlandırmaya- sevk eder; böylelikle aslında ortak iyiye veya kamu yararına da hizmet etmiş olur.

James Otteson’un yazdığı gibi, ‘’Smith burada ikili bir argüman geliştirmiştir. İlk olarak, bireylerin işbirlikçi mübadeleleri hem bireysel hem de genel refahın artmasına yol açar. İkinci olarak, mübadelelerin iş birliğine dayanması ve dolayısıyla gönüllü olması şartı karşılıklı saygıya yol açar. Eğer sizi benimle mübadeleye zorlayamaz veya size buyuramazsam –yani, siz (benimle) iş birliği yapmama seçeneğinizi muhafaza ederseniz- o zaman benim çıkar ve tercihlerimin sizinkilere üstün olmadığını, benim sizden daha önemli olmadığımı anlarım. Benim sizin gönüllü rızanıza olan ihtiyacım da kendi amaçlarımı gerçekleştirebilmek için sizin istekleriniz, arzularınız ve ihtiyaçlarınızı ve sizin değer, yükümlülük ve kısıtlarınızı göz önünde bulundurmak, dolayısıyla size saygı göstermek zorunda olduğum anlamına gelir. Benim iş(birliği) yapmaktan kaçınma seçeneğim sizin de bana saygı göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Smithgil adaleti koruyan bir toplum, bundan dolayı, karşılıklı saygıyı gerektirir.’’

Kısaca, adaletin toplumsal kurumların bir erdemi olması, bir yanıyla da, özgür bir toplumda kurumların karşılıklı saygıyı besleyecek ve ortak yarara uygun olarak işleyecek şekilde düzenlenmesi demektir. (Diyalog, 20 Kasım 2022)

Önceki İçerikTürkiye’de Yürütme ve İdarenin Yeniden Yapılandırılması
Sonraki İçerikAdalet Tanrıçasının Gözbağı
Avatar photo
Mustafa Erdoğan lisans ve lisansüstü eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı; 1991’de Doçent, 1997’de Profesör oldu. İdarî yargıda (1983-85), Ankara Üniversitesi (1985-1990), Hacettepe Üniversitesi (1991-2010) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde (2010-2016) öğretim üyesi olarak çalıştı. Çeşitli tarihlerde Prof. Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhtelif üniversiteler ve düşünce kuruluşlarında misafir araştırmacı olarak bulundu. Türkiye Bilimler Akademisi’nin aslî üyesi olan Prof. Erdoğan’ın başlıca eserleri şunlardır: Hukuk ve Adalet (2. b., 2022); Liberal Perspektif (2021), Türk Anayasa Hukuku (2. b., 2019), Anayasa Hukukuna Giriş (2. b., 2019), Özgürlük, Hukuk ve Demokrasi (2018), İnsan Hakları: Teorisi ve Hukuku (5. b., 2018), Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset (9. b., 2016), Anayasal Demokrasi (12. b., 2015); Aydınlanma, Modernlik ve Liberalizm (2006); Anayasa ve Özgürlük (2002); Demokrasi, Laiklik, Resmî İdeoloji. (2 b., 2000)