Sivil itaatsizlik esas olarak demokratik hukuk devletlerinde söz konusu olan bir yurttaş protestosu türüdür. Bununla beraber, demokratik hukuk devleti özelliğini tamamen yitirmiş olmayan veya bu özelliğini önemli ölçüde yitirmiş olmasına rağmen demokratik hukuk devleti olma iddiasını resmen sürdüren devletlerde ortaya çıkabilecek kimi protesto eylemleri de ‘’sivil itaatsizlik’’ olarak nitelenebilir.

Herhangi bir kafa karışıklığına meydan vermemek için en başta şunu belirtmeliyiz: Sivil itaatsizlik eylemi bir “direnme hakkı” kullanımı değildir.  Malum, ‘’direnme hakkı’’nın kullanılması devletin veya hükûmetin meşruluğuna yönelik bir meydan okumadır ve prensip olarak bir şiddet eylemi veya eylemleri biçiminde ortaya çıkar. Direnme eylemi devlete yönelik olması durumunda, onunla olan yurttaşlık bağını çözme iradesini ima eder.

Buna karşılık, sivil itaatsizlik sistem-içi bir protesto eylemidir, sivil itaatsiz yurttaşı olduğu devletin otoritesini kategorik olarak reddetmez; daha doğrusu eylemin sivil itaatsizlik sayılması için bu şart değildir. Sivil itaatsizliğin amacı, somut bir haksızlık ve adaletsizliğe cevap olarak, barışçı itaatsizlik eylemleri yoluyla kamunun vicdanını da harekete geçirerek haksızlığın giderilmesini sağlamaktır.

Sivil itaatsizliğin özünde yasanın bilinçli ihlâli vardır, ama her yasa ihlâli sivil itaatsizlik değildir. Bir protesto eyleminin sivil itaatsizlik sayılması için şu özelliklere sahip olması gerektiği genellikle kabul edilmektedir:

  • Bir yasanın veya bir devlet buyruğunun bilinçli olarak ihlâl edilmesi,
  • Fail veya faillerin bu eylemin ciddî bir cezalandırmayla sonuçlanabileceğini öngörmeleri,
  • İhlâlin söz konusu yasa veya buyruğun haksız veya adaletsiz olduğu gerekçesiyle yapılması,
  • İhlâlin barışçı bir eylemle gerçekleştirilmesi, şiddet ve cebre başvurulmaması,
  • İtaatsizlik eyleminin ilgisiz başkalarına zarar vermemesi.

Belirtmek gerekir ki, sivil itaatsizlik eyleminin temelinde kamu vicdanına çağrı düşüncesi yatmaktadır. Sivil-itaatsiz kişi bir yasayı veya devlet buyruğunu bilerek ve isteyerek çiğnese de bunu suç işleme kastıyla yapmaz; amacı, siyasî otoriteyi adalete, anayasaya ve hukuka uymaya çağırmaktır.

Yukarıda belirtildiği gibi, sivil itaatsizlik esas olarak, içinde zaman zaman adaletsizlikler ve haksızlıklar yaşansa da temel yapısı ve genel işleyişi bakımından hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi ilkelerine dayanan veya bu esaslara bağlılık iddiası güden rejimler bakımından söz konusu olur. Anayasal yapısı ve işleyişi itibariyle bu ideallerle ilişkisi çok zayıf olan veya bunları hiç nazara almayan bir devlette sivil itaatsizlikten değil, olsa olsa “direnme”den, isyan veya devrimden söz edilebilir. Ancak, belirttiğimiz gibi, direnme hakkı şiddet kullanmayı da içerir, oysa sivil itaatsizliğin karakteristik özelliği şiddete başvurmanın ilkesel olarak reddedilmesidir.

Her ne kadar kamu vicdanına hitap etmek ve siyasî otoriteyi adalete çağırmak sâikine dayansa da,  maddî olarak “yasaya karşı gelme” biçiminde ortaya çıktığı için, özellikle muhafazakâr bir politik anlayış açısından sivil itaatsizlik “düzen ve otorite” karşıtı âdi bir suç olarak görülebilir. Sivil itaatsizlik ayrıca “çoğunlukçu demokrasi” taraftarlarına da meşru bir eylem olarak görünmeyecektir.

Oysa sivil itaatsizliğin meşruluğu tam da bu anlayışların yanlışlığında yatmaktadır. Çünkü sivil itaatsizlik hem hukuku adaletten kopuk bir “yasalar sistemi” olarak gören anlayışa, hem de demokrasiyi çoğunluğun kararlarının tartışılmazlığına indirgeyen görüşe karşı çıkan, anayasal-demokratik devlet ön kabulüne dayanır. Başka bir anlatımla, sivil itaatsizlik bir yandan yasaların üstünde bir “hukukîlik” ve adalet fikriyle, öbür yandan da çoğunluğun yönetme hakkının meşru sınırları bulunduğu düşüncesiyle yakından bağlantılıdır.

Sistem-içi bir protesto türü olarak sivil itaatsizlik siyasî rejimde kimi iyileştirmelerin yapılmasına katkı yapsa da, onun siyasî sistemi bütünüyle dönüştürmesi söz konusu olamaz. Yine de, sivil itaatsizliğin yaratacağı kamuoyu baskısı, yürürlükteki yasalardaki kimi adaletsizlikleri veya hukukî oluşum sürecindeki bazı yanlışlıkları düzeltmek için uygun fırsatlar yaratabilir. 

Ama tabiî, bunun için, yurttaşların çoğunluğunun adaleti ortak varoluşlarının temel dayanaklarından biri olarak görmeleri gerekir. Aksi halde sivil itaatsizlik yoluyla kamunun vicdanına çağrıda bulunma girişimi toplumdan beklenen karşılığı yeterince veya hiç görmeyebileceği gibi, eylemciler de cezaya çarptırılabilirler.

Şu var ki, sivil itaatsizlik zaten eylemcilerin hapse girme ihtimalini peşinen kabul etmelerini ve buna hazır olmalarını gerektirir. Esasen sivil itaatsizlerin sonuç alabilmeleri, büyük ölçüde, bu psikolojiyle hareket etmelerine, yani gerektiğinde hapse girmeye hazır oldukları yolunda kararlılık sergilemelerine bağlıdır. (Diyalog, 15 Mayıs 2022)

Önceki İçerik2021 ALMANAK Türkiye’de Hukuk Devleti, Demokrasi, Sivil ve Ekonomik Özgürlükler
Sonraki İçerikKılıçdaroğlu’nun Hamlesi ve Sonrası
Avatar photo
Mustafa Erdoğan lisans ve lisansüstü eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı; 1991’de Doçent, 1997’de Profesör oldu. İdarî yargıda (1983-85), Ankara Üniversitesi (1985-1990), Hacettepe Üniversitesi (1991-2010) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde (2010-2016) öğretim üyesi olarak çalıştı. Çeşitli tarihlerde Prof. Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhtelif üniversiteler ve düşünce kuruluşlarında misafir araştırmacı olarak bulundu. Türkiye Bilimler Akademisi’nin aslî üyesi olan Prof. Erdoğan’ın başlıca eserleri şunlardır: Hukuk ve Adalet (2. b., 2022); Liberal Perspektif (2021), Türk Anayasa Hukuku (2. b., 2019), Anayasa Hukukuna Giriş (2. b., 2019), Özgürlük, Hukuk ve Demokrasi (2018), İnsan Hakları: Teorisi ve Hukuku (5. b., 2018), Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset (9. b., 2016), Anayasal Demokrasi (12. b., 2015); Aydınlanma, Modernlik ve Liberalizm (2006); Anayasa ve Özgürlük (2002); Demokrasi, Laiklik, Resmî İdeoloji. (2 b., 2000)