“Anayasa Mahkemesi’nin iktidarın hoşuna gitmeyen her kararında iktidar mensuplarınca hedef haline getirilmesi mahkemenin bağımsızlığına yönelik önemli bir tehdittir.”

Aşağıdaki linke tıklayarak Özgürlük Gündemi’nin 10. sayısına ulaşabilirsiniz.

https://bit.ly/3s3vpCS

Emekli Amirallerin Bildirisi Gündemde

Birkaç hafta önce TBMM Başkanı Şentop’un “Cumhurbaşkanı’nın teknik olarak Montrö’yü feshedebileceğini” söylemesinin ve sarıklı bir amiralin namaz kıldığı görüntülerin yayınlanmasının ardından 3 Nisan Cumartesi günü Deniz Kuvvetleri’nden emekli 104 amiral Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve laiklik vurgulu bir bildiri yayımladı. Bildiride “Kanal İstanbul ve uluslararası antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır” denildi. AKP ve MHP bu bildirinin darbe iması bulundurduğunu iddia ederek imzacı amiralleri hedef aldı. Erdoğan bildiriyi “art niyetli, ifade özgürlüğü kapsamı dışında ve darbe imalı” olarak tanımladı. MHP emekli amiralleri cezalandırmak için lojman ve koruma haklarının iptal edilmesini önerdi ve bu hakları Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmayı takiben iptal edildi. Soruşturma kapsamında 10 imzacı amiral gözaltına alındı ve evleri arandı.

Muhalefet partileri de emekli askerler tarafından kaleme alınan bu bildiriyi şekli olarak eleştirirken bu bildirinin tam da hükümetin ihtiyacı olan gündem değiştirmeye yarayacağını ileri sürdüler. Kılıçdaroğlu ve Akşener asıl gündemin ekonomi olması gerekirken bildirinin hak ettiğinden fazla gündemde tutulmaya çalışıldığını dile getirirken, Babacan yaptığı açıklamada Kanal İstanbul tartışmasını lehine çevirmek için hükümetin bu bildiriyi kullanabileceğini söyledi. Muhalefet liderleri ayrıca emekli amirallerin gözaltına alınmalarını eleştirdi ve ifade özgürlüğüne vurgu yaptı.

Askeri darbe ve muhtıraların Türkiye siyasetinde travmatik izleri bulunmaktadır. Bu nedenle, emekli subayların yayınladığı bildirinin hükümet ve diğer siyasi aktörler nezdinde kaygı yaratması pekala anlaşılabilir. Ne var ki, Ergenekon Davası’ndan itibaren Türkiye’nin yakın tarihinin, askeri darbeleri önlemek gerekçeleriyle kişi hak ve özgürlüklerin sistematik biçimde ihlal edildiği rövanşist hesaplaşmalara tanıklık ettiğini de hatırlamak gerekiyor. Gündemdeki tartışmalara dair görüşlerin yer aldığı, darbe iması bulunmayan ve üstelik emekli olmuş subaylar tarafından yayımlanan bildiri üzerine gözaltı operasyonlarının derhal başlaması bu minvalde değerlendirilebilir. Öte yandan, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bu bildiri, hükümetin uzun zamandır kendi aleyhine gelişen gündemi değiştirme ihtiyacını karşılamak için önemli bir fırsat sunmuş görünüyor. 

Anayasa Mahkemesi HDP İddianamesini İade Etti

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 31 Mart 2021 tarihinde Halkları Demokrasi Partisi aleyhine açılan kapatma davasının ilk incelemesini yaptı ve eksiklik tespit ederek oy birliğiyle iddianamenin iadesine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi iade kararının gerekçesini açıklamamakla birlikte Anadolu Ajansı (AA), gerekçenin “partinin yetkili organlarının eylemleriyle Anayasa’nın 68 ve 69. maddesinde düzenlenen ‘odak olma’ fiili arasında gerekli ilişkilendirmelerin yapılmadığı” tespitine dayandığını yazdı.

Eğer gerekçe belirtildiği gibi parti mensuplarının eylemleri ile, partinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki gerekli ilişkilendirmenin yapılmaması ise, bu iade kararının basit bir şekli eksikliğin tamamlanması amacıyla iade olmadığı açıktır. Bu minvalde, Anayasa Mahkemesi iddianameyi esasen talebin gerekçelendirilmemesi nedeniyle esastan iade etmiş gibi görünmektedir. Elbette Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekli revizyon ve gerekçelendirme yapılarak dilekçe tekrar sunulabilir ve davaya Anayasa Mahkemesince devam edilebilir. Ancak iade kararı iddianamenin aceleyle ve siyasi saikle yazıldığına işaret etmektedir. 

Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iade kararından sonra iktidarın küçük ortağı MHP lideri Bahçeli Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması gerektiğini söyledi. “AYM’nin iade kararı milli vicdanda hükümsüzdür” diyen Bahçeli sözlerini “HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” şeklinde sürdürdü. Anayasa Mahkemesi’nin iktidarın hoşuna gitmeyen her kararında iktidar mensuplarınca hedef haline getirilmesi mahkemenin bağımsızlığına yönelik önemli bir tehdittir. Anayasa Mahkemesinin üye profilindeki değişikliklerle önemli ölçüde iktidarın etkisi altına girdiği yönündeki eleştiriler ve Mahkeme’nin pek çok tartışmalı kararı dikkate alındığında, en küçük istenmeyen karara gösterilen bu sert tepki, iktidarın kendi arzusu aleyhine hiçbir karara tahammülü olmadığını göstermektedir. 

İktidar cephesinden Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması talebiyle eş zamanlı olarak dile getirilen yeni anayasa söyleminin, göstermelik de olsa hiçbir denetime tabi olmayan mutlak iktidar özlemine işaret ettiği anlaşılmaktadır. 

Özgür Gündem Davasında Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin’e Hapis Cezası

KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yapan İnsan Hakları Derneği eş başkanı ve insan hakları savunucusu Avukat Eren Keskin’e terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Özgür Gündem ana davasının İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 Şubat 2021 günü yapılan karar duruşmasında Eren Keskin’in yanı sıra gazetenin sahibi Kemal Sancılı ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’ya 6 yıl 3 ay hapis cezaları verildi. Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya da 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Mahkeme gerekçeli kararında Eren Keskin’in “kendi yazıları ile 5187 Sayılı Basın Kanunu gereği sorumlu olduğu terör örgütü propagandası niteliğinde olan yazıların sayı olarak çok fazla olduğu, sanığın gazetede üstlendiği görev, terör örgütü propagandası niteliğinde olan yazıların sayısı ile yazıların yayınlandığı zaman diliminin genişliği dikkate alındığında sanığın eylemleri, güttüğü amaç, kastının yoğunluğu bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın örgütün amacını benimseyerek örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk ettiği,  sanıkla örgüt arasında organik bağ kurulduğu ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçu bakımından eyleminin sübut bulduğu” tespitinde bulunmuştur. Görüldüğü gibi mahkemenin terör örgütü üyeliği delili olarak gösterdiği tek kanıt Keskin’in gazetede birçok yazı yazmış olması ve gönüllü olarak genel yayın yönetmenliği yaptığı dönemde gazetede yayınlanan yazılardan bir kısmının örgüt propagandası olarak nitelendirilmiş olmasıdır. Terör mevzuatının bu derece geniş yorumlanması ifade özgürlüğünün yanı sıra suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine ciddi bir tehdittir. 

Cumhuriyet Savcısı ise 30.03.2021 tarihli istinaf dilekçesinde Eren Keskin’e, terör örgütü propagandası yapma, suç işlemeye teşvik etme, suçu ve suçluyu övme suçlarından da ceza verilmesini talep etmiştir. 

İşsizlik Karmaşası ve Rakam Oyunları

Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Şubat tarihinde yaptığı açıklamayla “kısa çalışma ödeneği” uygulamasının 31 Mart 2021 tarihinde sona ereceğini açıkladı. Bunun yanı sıra işten çıkarma yasağı da 17 Mart 2021 tarihi baz alınarak iki ay uzatıldı. İşte tam da bu noktada konu karmaşıklaşmaya başlıyor. Türkiye İş Kurumunun (İŞKUR) açıkladığı verilere göre 2021’in Şubat ayında yaklaşık 1.3 milyon kişi kısa çalışma ödeneğinden faydalanıyor. Bu sayı 2020’nin Nisan ayında 3.2 milyona kadar çıkmıştı. İşsiz sayısı hesaplamaları yapılırken çoğu insanın bilmediği bir hesap yapılıyor. TÜİK’in istihdam hesabına göre “… ücretli ve maaşlı olarak çalışan fertler, ancak 3 ay içinde işlerinin başına geri döneceklerse veya işten uzak kaldıkları süre zarfında maaş veya ücretlerinin en az %50’sini almaya devam ediyorlarsa istihdamda kabul edilmektedir.”

Yani kısa çalışma ödeneği alanlar işsiz olarak kabul edilmiyordu. Bu noktada ücretsiz izin aşamasında ise yine işsizliğin artmaması için bir düzenleme yapıldı. 13 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı’na göre ücretsiz izinde olanlar için uygulanacak olan günlük nakdi ücret desteği miktarı 2021 yılı için asgari ücret artış oranında (%21,56) artırılarak günlük 47,70 TL’ye çıkarıldı. Bu destek en fazla 30 gün ödenebiliyor. İşten çıkarılmayan ama ücretsiz izne ayrılan işçiler basit bir hesapla aylık 1431 TL alabilecek. Bu ise asgari ücretin yüzde 50’sinden yaklaşık 15 TL fazla. Yani asgari ücretli çalışanlar ücretsiz izne dahi çıkarılsa paylaşılan istatistiklerde istihdamda olarak görülecekler. Bu durum Türkiye’de verilere yönelik güvenin neden azaldığına yönelik çok kıyıda köşede kalmış bir örnek. Gerçekleri saklamak yalnızca direkt olarak verileri manipüle etmek ile olmuyor. Aksine Türkiye’de uzun zamandır bu tarz basit oyunlar herkesin gözü önünde oynanıyor. Ne var ki, işten çıkarma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteği  işsiz sayısının gerçek miktarını düşük gösterebilmek için bir araca dönüştürülmüş durumda. Gerçeklerden kaçmak için yapılan bunca anlamsız düzenleme belki bir şeylerin üstünü örtmeye yardımcı olabilir ve iktidar bundan medet umabilir. Fakat uzun vadede bu yanlışların ve rakam oyunlarının maliyeti bu ülkede yaşayanlar üstleniyor. Demokratik bir hukuk devletinin en temel ilkelerinden olan şeffaflık ilkesi ise onulmaz yaralar alıyor. 

Önceki İçerikTürkiye’de Basin Özgürlüğü Raporu 2019-2020
Sonraki İçerikTürkiye’de Hukuk Devleti Raporu